Duyguları Bastırmak Neden Bu Kadar Yorucu?
İhtiyacı Olanlara Kısırlı İhtiyaç Listesi
Mutfakta kısır yerken salondan yükselen bir sesle durdum. Kulak kesildim. Sonra da televizyonda çalan o şarkıya doğru mıknatıs gibi çekildim. Nakarata eşlik eden konuk, şarkının onu ne kadar etkilediğini anlatırken ben de aynı etkinin içine girmiştim. Ne kadar basit bir cümleydi: “İhtiyacım var.” O anda bir şeyi fark ettim. Zaman zaman “mış gibi” yaşıyoruz.
İhtiyacımız yokmuş gibi…
Çok güçlüymüşüz gibi…
Hiç yorulmuyormuşuz gibi…
Sorunlarımız yokmuş gibi…
Mutluymuşuz gibi…
Özellikle her şeyi tek başına yapabilmenin güç sayıldığı bu çağda. Sosyal medyaya bakıyorum; insanlar mutlu. Sokağa çıkıyorum; insanların yüzü asık. Konuştuğum kadınların çoğu, tüm yükü tek başına taşımaktan yorgun, öfkeli, kırgın. Bir sohbet açılıyor; ya hastalık konuşuluyor ya geçim derdi ya da hayatın ağırlığı… Bir yerlerde buluşuyoruz. Orada olan varlıklarımızı unutup, birbirimizin gözleri yerine telefonlarımızın içinde kurduğumuz o dünyaya dikiz atıyoruz. Sanki çocuğumuzu evde bırakmışız merakıyla… Aralıklarla ve bazen telaşla… Dünyalarımız karışmış sanki. Gerçek hangisi, şaşmış bir sarhoşlukla. Gerçeğimiz, sanal hâlimize benzemiyor. Ve o soru ister istemez içimizde sessizce dolaşıyor: “İnsanlar bu kadar mutluysa neden bu kadar mutsuzuz?”
Çoğumuz duygularımızı inkâr ederek yaşıyoruz. Hüzün, acı, keder, öfke… “Negatif” ilan edilen ne varsa bastırılıyor. Güçsüz görünmek zayıflık, öfke kötü, dert anlatmak saflık sanılıyor. Jung’un persona üzerine notlarını okurken bunu daha iyi anlıyorum. Toplumun bizden istediği rolleri oynarken, aslında çoğu zaman iyi bir imaj bırakmaya çalışıyoruz. Ama bazen o iyi imaj, kendimizi saklamak için kullandığımız bir maskeye dönüşüyor. Ve en kötüsü… O maskeyi kendimiz sanmaya başlıyoruz. İçimizde hem siyah var hem beyaz. Hem sevgi var hem nefret, öfke. Hem şefkat hem kırgınlık. Ama biz çoğu zaman yalnızca kabul gören tarafımızla yaşamaya çalışıyoruz. Oysa bir şeye ihtiyaç duyduğunu fark etmek ne kadar insani… Bir sarılmaya, içten sorulmuş bir “Nasılsın?” sorusuna… O soruya çekinmeden verilen bir cevaba…
FY Bilgi Kartı: Jung’un “Persona” Kavramı
Persona, Carl Gustav Jung’un bireyin toplum içinde kabul görmek, uyum sağlamak ve belirli roller üstlenmek için geliştirdiği sosyal yüzü tanımlamak üzere kullandığı bir kavramdır.
Persona tek başına olumsuz değildir. Ancak kişi zamanla bu sosyal maskeyi gerçek benliğiyle karıştırmaya başladığında; ihtiyaçlarından, duygularından ve iç sesinden uzaklaşabilir.
Yalnız kalmaya…
Ağlamaya…
Gülmeye…
Susmaya…
Hatta bazen bağıra çağıra şarkı söylemeye…
Belki de önce kendimize şunu sormamız gerekiyor: “Şu an gerçekten neye ihtiyacım var?” Çünkü bastırdığımız hiçbir duygu gerçekten kaybolmuyor. İçeride birikiyor. Ve biz güçlü görünmeye çalışırken, içimiz sessizce yoruluyor. Belki de en büyük güç: “Bana bir şeyler oluyor.” diyebilmekte. Yardım istemekte. Birinin boynuna sarılıp: “Sana ihtiyacım var.” diyebilmekte. Bu zayıflık değil. Bu, insanın kendine dürüst olması.
En sağlıklı fark edişlerin neden duşta geldiğini hiç düşündünüz mü? Çünkü suyun altında yumuşarız. Direncimiz azalır. Kendimizi kısa süreliğine savunmayı bırakırız. Orada telkin vardır. Sessizlik vardır. Teslimiyet vardır. Ilık duş etkisi…
Galiba biz yüzleşmeleri hep büyük acılarla öğrenmeye şartlandık. Oysa bazen mesele birinin gitmesi değildir. Birinin bize haksızlık yapmış olması değildir. Bir başkası tarafından hayal kırıklığına uğramak da değildir. Belki mesele, bir duygunun hakkını hiç verememektir. O anda yaşadığımız duyguyu inkâr etmeden, orada öylece kalabilmek.
“Evet, üzgünüm.”
“Evet, ihanete uğradım.”
“Evet, haksızlıkla karşılaştım.”
“Evet, belki de çok safça davrandım.”
“Utandım.”
“Yalnızım.”
“Bir kaplumbağa kadar yalnızım ve dünya üstümdeymişçesine dolanıyorum.”
“Hatta ait hissetmiyorum.”
Bazen haber atlatır gibi duygu atlatıyoruz.
Bastırıyoruz.
Ve sonra…
Bum.
Havai fişek gibi yayılıyor etrafa bütün bastırdıklarımız.
“Acımadı ki” gibi yaptığımız bütün o acemi nişancılık denemeleri, haklı haksız herkesi yaralıyor. Dağıldıkça dağılıyoruz. Kendimizden ağır rolleri taşımaya çalışırken, içimizdeki sesi susturuyoruz. Belki de artık başkalarından önce kendimize dürüst olmaya ihtiyacımız var. Kendimizi yargısızca dinlemeye… Ve o cümleyi önce kendimize söylemeye: “İhtiyacım var.”

Belki de ilk ihtiyacımız, kendimize bir ihtiyaç listesi hazırlamak.
Bir sarılma.
Bir özür.
Bir yardım.
Bir yalnızlık.
Bir ağlama.
Bir kahkaha.
Bir itiraf.
Bir “hayır”.
Bir “evet”.
Bir “seni özledim”.
Bir “bana bunu yaptığında çok kırıldım”.
Bir “ben aslında korkuyorum”.
Bir “sana ihtiyacım var”.
Belki de bütün ihtiyaçlarımızın altında, birbirinden farklı gibi görünen ama aynı yere çıkan bir ihtiyaç var: Kendimize dönme ihtiyacı.
Çünkü bazen bir başkasına: “Sana ihtiyacım var.” derken bile aslında kendimizden uzaklaştığımızı fark ederiz. Belki de mesele, bir başkasına ihtiyaç duymamak değildir. Mesele, kendimizden vazgeçmeden bir başkasına ihtiyaç duyabilmektir.
Ve belki de her şey, o listenin ilk maddesiyle başlar:
“Sana ihtiyacım var.”
Sonra anlarız ki…
O “sen”, bazen bir başkasıdır.
Bazen hayatın kendisi.
Bazen bir ses.
Bazen bir sarılma.
Ama en sonunda…
Belki de en çok özümüze ihtiyacımız vardır.
Kendimizden uzaklaştığımız bütün o yılların ardından, yeniden kendimize dönebilmek için.
Ve belki de ihtiyaç listemizin en altına, en sona değil; en başına yazmamız gereken cümle şudur:
“Özüme, onu hissetmeye ihtiyacım var.”
Sonrası… Ilık duş etkisi.
Yazar Sevilay Acar’ı Instagram’da takip edebilirsiniz.
@sevilayacarr🎵 Yazıya Eşlik Eden Şarkı
Mehmet Acıoğlu – İhtiyacım Var (Sevilay Acar’ın Seçimi)
“Bazı yazılar sessizlikte okunur. Bazıları ise bir melodinin eşliğinde derinleşir.”
YAZARIN DİĞER YAZILARI ↓
- Üç Eşlikçi ve Bir Fısıltı: Kitaplar, Yolculuk ve İçsel Gezginlik ÜzerineÜç Eşlikçi ve Bir Fısıltı Soğuk bir kış gününde yapılabilecek en sakin ve güvenli yolculuk,…
- Korkuya Rağmen İyiliği SeçmekKimi yazılar bilgi vermez; yön gösterir.Kimi yazılar öğretmez; hatırlatır. Sevilay Acar’ın kaleminden çıkan bu metin,…
- Kadının İçsel DönüşümüAydınlanma gerçekten herkes için aynı şekilde mi yaşanır? Sevilay Acar, kadının gündelik hayatın içinde, görünmeden…
- Kahkahanın Hafızası: Her Şeyi Dönüştürmek Zorunda mıyız?Fonksiyonel Yaşam’ın İnsan ve Anlam kategorisinde yer alan bu yazı, gündelik hayatın sıradan bir anından…
- Korkularına Rağmen Kendini SeçmekSessiz cesaret, sahici bağlar… Bu sene öğrendiğim şeylerden biri de, hangi durumda olursam olayım çözüm…











