Kıyı, Deniz ve Sessizlik Üzerine…
“Bazı hakikatler anlatılmıyor, tam aksine yaşanıyor.”
Durmaksızın yürüyorum bu uçsuz bucaksız kıyıda; kumla köpüğün, olanla olması gerekenin, bildiğimle asla bilemeyeceğim şeylerin tam arasında…
Yürüyorum… Eskisi gibi nereye varacağımı bilmek zorunda hissetmeden kendimi. Yolun sonunu görmeye çalışmadan, hayatı sürekli çözülmesi gereken bir bilmece gibi karşıma almadan… sadece almam gerekeni almayı kabul ederek, yürüyorum…
Ayaklarımın altında kum, her adımda biraz daha çekiliyor, sanki toprak da benim gibi bir yere sıkı sıkı tutunmanın anlamsızlığını biliyor. Rüzgar yüzümü okşarken bir şey fısıldıyor: bırak. Ama insan bırakmayı bilmiyor. İnsan tutmayı, sıkmayı, elinde geleni biriktirmeyi biliyor. Ben de öyleydim bir zamanlar.
Belki zihnim bilmiyor, belki kalbim çoktan sezdi o gizli hakikati. Ama bedenim hala bilinmezin içinde, kendisine düşen tek şeyi yapıyor: Bir adım daha atıyor.
Ve içimde uzun zamandır taşıdığım o soru benimle birlikte yürüyor: Ne için bunca kaos? Ne için bunca yorgunluk, bunca hesaplaşma, bunca mücadele? Neyi kazanmak, kimi yenmek, kime kendimizi ispat etmek için?
İnsan bazen hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi çok ciddiye alıyor. Kırgınlıklarını sonsuz, kayıplarını telafisiz, zaferlerini kalıcı sanıyor. Birkaç insanın ne düşündüğünü, birkaç sözün söylenip söylenmediğini, kimin kaldığını, kimin gittiğini hayatın kendisi zannediyor. Sanki yükselen deniz bir gün gelip bütün bu ayak izlerimizi silmeyecekmiş gibi… Oysa hepsini silecek. Benim izimi de, seninkini de. Kazananın izini de, kaybedenin izini de. Herkesin… Kendini dünyanın merkezinde sananın da, bir köşesinde unutulduğunu düşünenin de.
Deniz hiçbirimizin hikâyesine ayrıcalık tanımayacak. Geçici olan şeylerden kalıcı bir anlam bekliyoruz sahip olduklarımızdan. Belki kaos dediğimiz şey, hayatın bizden aldıkları değildir. Belki kaos, kalıcı sandığımız her şeyin geçici olduğunu fark ettiğimiz o andır. Bilmiyorum. Artık her şeyi bilmek de istemiyorum zaten.
Bir zamanlar her şeyi anlamak isterdim. Her kaybın bir sebebi, her acının bir dersi olur sanırdım. Şimdi biliyorum ki bazı şeyler anlaşılmak için değil, sadece yaşanmak için var. Denizin neden bu kadar sabırlı olduğunu sormuyorum artık. O sadece geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor ve bu gidiş gelişte bir açıklama arayışı yok. Belki de öğrenmem gereken buydu: her şeyin bir cevabı olmak zorunda değil.
Çünkü insan bazı cevaplara düşünerek değil de yürüyerek varıyor. Bazı hakikatler anlatılmıyor, tam aksine yaşanıyor. Bazı kapılar zorlayınca değil de, zamanı gelince açılıyor. Bu yüzden yürüyorum.
Ne geçmişi geri çağırıyorum ne de geleceği kendime söz vermeye zorluyorum. Gelen geliyor, giden gidiyor. Kalacak olan kalıyor… bu iş, arkadaşlık, aşk, aile, her şey herkes için böyle… Ben kendime düşen yolu yürüyorum.
Bazen geriye dönüp bakıyorum: nice kavgalar, nice haklı çıkma çabaları, nice “ama ben”ler. Şimdi hepsi uzaktan bakılan küçük dalgacıklar gibi. O an içindeyken devasa görünen her şey, zaman geçtikçe küçülüyor, küçülüyor, ta ki bir köpük tanesi kadar kalana dek. Ve anlıyorum ki, o kadar çok şeyi kalıcı sanmışım ki, oysa hepsi zaten köpükmüş.
Çünkü bir gün rüzgâr denizdeki köpüğü de önüne katacak, dalgayı da. Deniz yükselecek ve bugün uğruna kendimizi tükettiğimiz ne varsa kıyıdan usulca silecek, silinmez sandığımız izleri…
Ne hesap kalacak. Ne hırs. Ne telaş. Ne de haklı çıkma ihtiyacı. Belki o zaman anlayacağız: Bunca yolun, bir yere varmak için olmadığını… Bunca mücadelenin, dünyayı yenmek için olmadığını.
Belki de tek gerçek zafer, yürürken bir yere varmayı beklemeden yürüyebilmektir. Elimizdekini sıkmadan taşıyabilmek, bırakmayı bir kayıp değil de bir teslimiyet olarak görebilmektir. Belki bütün bu kıyıda öğrendiğim tek şey budur: hiçbir şeyi tutmadan sevebilmek mümkün.
Sonra geriye yalnızca deniz kalacak. Kıyı kalacak… Sadece deniz. Sadece kıyı. Ve o büyük sessizlik…
O sessizlik ki, içinde ne bir soru barındırır ne bir cevap. Sadece olmak. Sadece burada olmak. Belki de en başından beri aradığım, varmaya çalıştığım yer bu kumsal değil de, bu sessizliğin ta kendisiydi. Bilmiyorum… yolda yaşayıp göreceğiz…
Yazar ve Kitap Hakkında

FY Newsletter’a Üye Olun
İyi hissedip iyi yaşamanıza yardımcı olacak bilgiler ve seçkiler her hafta e-posta kutunuzda.
Sıkça Sorulan Sorular
“Bir Kıyıda Öğrendiğim Tek Şey: Tutmadan Sevebilmek” yazısı hakkında












