O kadar çok fütursuzca koştun ki, varmak istediğin noktayı geçtin, gittin. Fark etmeden, başkalarının yollarında, başkalarının hikayesinde yaşamaya geçtin.
Oysa varmak istediğin nokta, güzeldi, biraz şu an için küçük gelebilir ama nefes alabileceğin, biraz mutlu olabileceğin kadar büyüktü o an. Dinlenmedin, başarılı, yeterli görmedin, geçtin ve gittin.
Biraz nefeslensen geride kalırsın diye belki. Belki, başkaları çok daha iyi hedeflere varacak korkusu, belki çocukluğundaki karşı komşunun senden daha başarılı görünen çocuğu. Durmana, nefeslenmene izin vermediler.
Yargılar, söylemler, bilinmezlikler.
Elinden geleni yaptın, daha fazlası yoktu, istediğin yere vardın, yeni hedef ve hayallerin için, önce kabullen, sonra nefeslen, yeniden kendi hayatının hikayesine geçmen için o sesi tekrar duyacaksın.
“Ben iyisiyle, acısıyla, deneyimiyle, gülümsemesiyle bir hayat seçtim, hepsi benim.”
Onlar seni onaylamasa da, başardığını sesli şekilde dile getirmeseler de, yeterli olduğundan bahsetmeseler de, fark etmez. Fark yaratacak olan, onların alkışına ihtiyacın olmadıgını fark etmekle başlar.
“Onlar” dediklerin hep değişir. Önce aile, sonra sevgili, sonra arkadaşlar. Kişiler değişir, ancak olayın kişilerle değil, benliğinle ilgili olduğunu fark ettiğinde, onlara ihtiyacın kalmaz. Çünkü hiçbir zaman bilemeyecekler, içsel olarak neler yaşadığını, buraya varmak için nelerden vazgeçtigini ve nelerle mücadele ettigini. Buraya kadar ulaşmışken, inan artık gerisi kolaylaşacak.
Yazan: Yiğit Penguen (H. Yiğit Balıkavlayan)












