İçimizdeki Dağcı: Kayıpların, Kırılmaların ve Yeniden Başlamanın İçsel Rehberi” Yazar Saim Volkan Işık ile Söyleşi

İçimizdeki Dağcı: Kayıpların, Kırılmaların ve Yeniden Başlamanın İçsel Rehberi

Yazar Saim Volkan Işık ile Söyleşi

Fonksiyonel yaşam, yalnızca bedene iyi geleni değil; zihni, ruhu, deneyimi ve insan hikâyelerini de kapsar. İşte bu yüzden Kitap Bölümü’nde zaman zaman, satır aralarında okura nefes aldıran, düşünmeye davet eden ve içsel dönüşümün kapılarını aralayan yazarlara yer veriyoruz.

Bu ay, otelcilik sektöründe 25 yılı aşan deneyimiyle insan davranışını gözlemlemeye yıllarını vermiş; sonrasında içsel yolculuğunu İçimizdeki Dağcı kitabıyla görünür kılmış bir ismi ağırlıyoruz: Saim Volkan Işık.

Hem yöneticilik hem yazarlık hem de insan hikâyelerine olan derin merakıyla Saim Volkan Işık, okuru kendi iç sessizliğinin pusulasını bulmaya davet ediyor.

Aşağıda okuyacağınız söyleşide ise, hayatın kırılma anlarından metaforların gücüne, yelken sporundan içsel dayanıklılığa kadar pek çok başlıkta bize ilham veren cümleler var.

İçimizdeki Dağcı: Kayıpların, Kırılmaların ve Yeniden Başlamanın İçsel Rehberi” Yazar Saim Volkan Işık ile Söyleşi

FY: Önce sizi tanıyarak başlayalım… Saim Volkan Işık’ı nasıl tanımlarsınız? Sizi yazarlığa, otelciliğe ve insan hikâyelerine çeken şey neydi?

S. Volkan Işık (SVI): Kendimi, bugün geldiğim yerde insanın hem dış hem de iç dünyasına merakla bakan biri olarak tanımlıyorum. Otelcilik bana insanın dış hikayesini; yazarlık ise iç hikayesini öğretti. Beni her iki alana da çeken şey aynı aslında.

İnsanın görünmeyen tarafını keşfetme arzusu. Aslında bir anlamda kendini keşfetme tutkusu diyebiliriz.

Yıllar boyunca binlerce insanla karşılaştım; her birinin gözlerinde ayrı ayrı sorular, ayrı bir sessizlik vardı. Yazmak o sessizliğe dokunmanın, otelcilik ise o sorulara alan açmanın bir yolu oldu hep.

FY: Otelcilik kariyerinizin yoğun temposunda insan gözlemleri güçlüdür. Yıllar içinde size en çok ne öğretti bu sektör?

SVI: Bana en çok empati yapmayı ve sabırlı olmayı öğretti. İnsanların davranışlarının ardında çoğu zaman görünmeyen başka bir hikaye olduğunu öğrendim. Misafirin yüzünde bir gülümseme eksikse, bunun sebebi çoğu zaman otelde değil, kendi hayatının içinde gizliydi. 

Ve en önemlisi, herkes biraz acı çekmiş, biraz yorgun, biraz mutlu… ama doğru dokunuşun insanı iyileştirebildiğini gördüm. Doğru zamanda ve içten bir gülümseme, samimi bir nasılsın sorusunun her zaman samimi kapılar açtığını gördüm.

FY: “İçimizdeki Dağcı”nın ortaya çıkış hikâyesi nedir? Size bu kitabı yazdıran iç kırılma neydi?

SVI: Bir gün kendime şu soruyu sordum: “Bu koşuşturmanın içinde gerçekten benim olan ne var ve ben gerçekten kimim?”

Kendime verdiğim cevap beni sarsmıştı o zaman.

İşte o kırılma anı, beni uzun bir yolculuğa çıkardı. Bir çok eğitim, bir çok seminer, yüzlerce kitap, onlarca ekolde bulundum ve tedrisattan geçtik ancak gördüm ki, aradığım şey uzaklarda, hatta dışarda değilmiş. Bu durum içimde yıllardır sessizce yükselen bir “dağcıyı” uyandırdı. Hayatın zirvesine değil, kendimin zirvesine tırmanmak istedim. Kitap ta bu tırmanışın öznesi oldu. İnsanlar doğru soruları kendilerine sorup doğru cevapları bulsunlar istedim.

FY:  Kitapta okura hazır cevaplar değil, kendi cevabını bulma alanı açıyorsunuz. Sizce insan neden kendi cevabından bu kadar uzaklaşır?

SVI: Çünkü insanlar gürültünün içinde yaşıyor. Maddesel bir kaosun içinde. Modern hayat zihni sürekli uyarıyor ve bu uyarılmanın içinde kendi sesimizi duyamıyoruz. Bir süre sonra başkalarının beklentilerini hatta gizli dayatmalarını kendi gerçeğimiz sanıyoruz.

İnsan cevabından değil, kendi sessizliğinden uzaklaştığı için cevabınıda unutuyor, sonrasında da unuttuğundan kaçmaya başlıyor…

FY: “Düşmek – Kaybolmak – Yeniden Başlamak” üçlemesi kitabın ana damarı. İnsanın hayatında hangi anda “yeniden başlaması gerektiğini” fark ettiğini düşünüyorsunuz?

SVI: İnsan, aynı yerde durduğu halde yorulmaya başladığında yeniden başlaması gerektiğini fark eder. Bazen düşmek bir başarısızlık değil; yönün yanlış olduğunu söyleyen bir işarettir aslında. En büyük şans ise insanın kendi içinden gelen o fısıltıyı duyabilmesidir. Tabi kendini dinliyorsa.

FY: Maneviyatla bağınız kitap boyunca seziliyor. Tasavvuf yolculuğunda sizi en çok besleyen kavram veya öğreti hangisi?

SVI: Evet biraz merakım oldu ve biraz da bir şeyler gördük sanırım.  En çok etkilendiğim öğreti: Tefviz Makamı oldu.

Teslimiyet, vazgeçmek değil; doğruya yer açmaktır. Bu Tasavvuf Öğrerisi bana, insanın kendi iradesiyle ilahi akış arasında köprü kurabileceğini öğretti. Bu, benim hem yazarlık yolculuğuma hem de kişisel dönüşümüme yön veren içsel pusula oldu.

FY: Modern dünya ve kadim öğretiler kitapta iç içe geçiyor. Bu iki farklı dünya sizde nasıl buluşuyor? Yazarken bu dengeyi nasıl kurdunuz?

SVI: Ben iki dünya arasında bir çatışma değil, bir tamamlama görüyorum. Modern dünya hız getiriyor, kadim öğretiler ise derinlik…

Hız ile derinlik birleştiğinde insan hem yol alıyor hem de yolda kendini kaybetmiyor. Yazarken yaptığım şey, bu iki dünyanın sesini tek bir nefeste buluşturmaya çalışmak oldu. 

FY: Kariyerde yüksek sorumluluk sahibi bir yönetici olarak… Bu tempoda insanın kendi iç sesini duyması mümkün mü? Siz kendi sesinizi nasıl koruyorsunuz?

SVI: Zor ama mümkün. Ben iç sesimi korumayı bir ritüele dönüştürdüm: Günde 10/15 dakika durmak. Ve gerektiği zaman Hiçbir şey yapmadan… sadece durmak. Sessiz, kendimle konuştuğum yürüyüşler… Çeşitli ritüeller… Bu küçük sessizlik, yaptığım ritüeller zihnimdeki karmaşayı çözüyor. Kendimi duymadığım bir gün, en yoğun günümden daha yorucu oluyor.

FY:  Hizmet sektöründe çalışan herkes “insan hikâyeleri” biriktirir. Sizin yıllar içinde sizi dönüştüren bir hikâye var mı?

SVI: Aslında çok var ancak birisini seçmem gerekirse;  Bir hanımefendi misafirim vardı; sürekli şikayet ediyor, en küçük şeyden bile rahatsız oluyordu. Tüm çalışma arkadaşlarım kendisini konuşuyordu. Kimse bu hanımefendi ile ilgilenmek istemiyordu. Ne kadar zor biri oluşundan bahsediyorlardı. Günün sonunda çalışan şikayetleri sebebiyle konu bana kadar geldi yanına gittim tanıştık, beraber kahve içtik, biraz sohbet ettik ve sebebini öğrendim: O gün eşinin kaybının yıldönümüydü. Kafasını dağıtmak ve o anı unutmak için seyahate çıkmış. Yeni yerlerin, yeni insanların içindeki sesi susturacağını sanmış… İnsan davranışı sandığımız kadar kişisel değildir. Bu farkındalık yönetici tarafımı da, insan tarafımı da dönüştürmüştü.

FY: Kitabınızda sık sık metaforik bir dil kullanıyorsunuz. Metaforun sizdeki karşılığı nedir? İnsan kendini metaforlarla daha mı iyi anlar?

SVI: Metaforlar, insanın ruhuna açılan yan kapılardır. Bazen doğrudan söyleyemediğimiz şeyler metaforla kendine yer bulabiliyor insan içinde.  Evet, insanın metaforlarla daha iyi anladığını düşünüyorum. Çünkü metaforların hatta sembollerin zihne değil, kalbe konuştuğunu düşünüyorum.

FY: Kişisel gelişim alanında çok fazla içerik, çok fazla bilgi var. Sizce insanlar bugün en çok hangi konuda zorlanıyor? “İç benlik” tarafında en büyük sıkışma nerede yaşanıyor?

SVI: İnsanlar en çok kendilerini dinlemekte, kendilerini keşfetmekte zorlanıyor. Dış dünyanın gürültüsü, iç dünyanın o derin fısıltısını bastırıyor. En büyük sıkışma ise şu noktada bana göre; “Ben kimim?” sorusuna dışarıdan cevap aramak. 

Düşünsenize kahve içmeyi sevdiğinizi söylüyorsunuz gün içinde onlarca bardak içiyorsunuz ancak kahvenin size hissettirdiği duygular konusunda en ufak bir fikriniz yok. Neden sevdiğinize cevap veremiyorsunuz. Bu bence kişi için çok ağır…

FY: Uzun yıllardır yelken sporuyla ilgileniyorsunuz. Denizde rüzgârı okumakla hayatta yön bulmak arasında nasıl bir benzerlik görüyorsunuz?

SVI: Yelken bana şunu öğretti: Rüzgarı değiştiremezsin ama yelkeni ayarlayabilirsin. Hayat da böyle. Kontrol edemediğimiz koşullar var; ama iç pusulamızı ayarladığımızda yönümüz değişir. Yelken açmak bana hem özgürlüğü hem teslimiyeti aynı anda hissettiriyor. Kendini bulduğum yerlerden birisi Yelken Sporu.

FY: İçsel dayanıklılık konusu kitabın omurgalarından biri. Sizce bir insanın hayattaki en büyük gücü nedir?

SVI: Bence insanın en büyük gücü düşse bile ayağa kalkabileceğini bilmesidir. Bu çok kıymetli bir beceri. Hiç kimse sürekli güçlü olamaz; kimse sürekli mutlu olamaz. Ama içsel dayanıklılık, insanın kırıldığı yerden ışık sızdırma becerisidir.

FY: Yazarlık tarafınıza gelirsek… Yazarken ritüelleriniz, disiplininiz veya kendinize yarattığınız bir alan var mı?

SVI: Her an yazmak için bir alan bana. Gördüğüm herhangi bir şey, işittiğim bir söz, dinlediğim müzik her şey sebep olabiliyor… 

Önce kısa bir not şeklinde yazıyorum, bazen sesli bir not olabiliyor. Sonra o notun üzerine düşünüp konuyu genişletiyorum. Bazen aldığım not günlerce bekleyebiliyor, ve doğru zaman geldiğinde bir makaleye dönüşebiliyor.

Benim için yazmak bir disiplin değil, bir akış hali. Akışın geldiği gün çok yazarım; gelmediği gün tek bir satıra bile dokunmam. Ortaokuldan beri bu şekilde yazıyorum. Bazen şiir, bazen kişisel gelişim, bazen kendim…

FY: Kitabı okuyan biri sizce en çok hangi duyguyla kapanışı yapıyor? Okurda neyin kalmasını arzu ediyorsunuz?

SVI: En çok şu duyguyla kapattıklarını düşünüyorum: “Yalnız değilim.”

Ve okurda şu iki şeyin kalmasını istiyorum:

• Kendi yolculuğuma başlayabilirim.

• Benim içimde de bir dağcı var.

FY: Bugün 20’li yaşlarındaki biri size gelip “Kayboldum, nereden başlamalıyım?” dese… O kişiye ilk hangi soruyu sorarsınız?

SVI: Çok güzel, çünkü gençlerle çalışmayı çok seviyorum ve bu soruyu da çokça duyuyorum. 

Şunu soruyorum. “En çok neyi yaparken kendini canlı, iyi, güzel hissediyorsun?”

Çünkü insanın yolu dışarıdan değil, içteki canlılık duygusundan başlar. Canlı hissettiği yer, yönünü gösteren ilk işarettir. Sonra da zaten diğer kendisini keşfedeceği sorular geliyor.

FY:  Sizin için hayata, sağlığa, dengeye… “Bu İyi Gelir” dediğiniz şeyler neler? Zihin, beden ve ruh dengenizi en çok hangi günlük pratikler besliyor?

SVI: Bana en iyi gelen üç şey var:

• Doğa ile temas

• Sessizlik

• Hareket

Günde en az 30 dakika bazen bir saat yürürüm. Gün içinde kısa nefes pratiği yaparım. Ve mutlaka günün sonunda kendime “Bugün ne öğrendim?” Yapabilecekken yapmadığım, yapamadığım bir şey oldu mu diye sorarım. Çünkü kimse mükemmel değil, hatalar, yalnışlar yapabiliyoruz bu anları da görüp kabul edip düzeltmenin yollarını bulmamız bizi biz yapan değerlerden. Aynı mutlulukları, övgü hak edecek davranışlarda gereğini kendimize yaptığımız gibi. Bu küçük davranışlar ve sorular bile insanı dengede tutuyor.

FY: Son olarak… İçimizdeki Dağcı’nın yolculuğunda sizi en çok heyecanlandıran sonraki adım ne? Yeni bir proje, yeni bir kitap planı var mı?

SVI: Evet, yolculuk devam ediyor.

Şu an üzerinde çalıştığım karaladığım bir yeni kitap var. Hatta bu kitabın yetişkin çizgi filmi olma durumu da var. Üzerinde çalışıyoruz.

İçimizdeki Dağcının bir başka türevi gibi Podcast/Youtube için çalışmalarım var. Daha sohbet tadında, henüz proje. 

Süpriz bakalım daha neler mümkün olacak.

Saim Volkan IŞIK

Yazar Saim Volkan Işık’ı sosyal medyada takip etmek isterseniz:

Instagram LinkedIn

Fonksiyonel Yaşam Yorumu
Bu söyleşi, ‘İçimizdeki Dağcı’ kitabını merak edenler için hazırlanmış en kapsamlı Türkçe içeriklerden biridir. Saim Volkan Işık’ın sözlerinde, modern dünyanın hızına rağmen içsel bir pusula yaratmanın mümkün olduğuna dair güçlü bir hatırlatma var.
Bazen sadece durmak, bazen rüzgârı okuyup yelkeni ayarlamak… bazen de karanlık kuyuya inip içimizdeki dağcıyı uyandırmak.

“Yalnız değilim.” diyen okurların çoğalması dileğiyle.

Fonksiyonelyasam.com


YAZARIN DİĞER YAZILARI ↓

Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgiler yalnızca eğitim, bilgilendirme farkındalık amaçlıdır. Tanı ve tedavi yerine geçmez. Sağlık durumunuzla ilgili kararlar almadan önce mutlaka doktorunuza veya yetkin bir sağlık profesyoneline danışın.
Author: FY
Fonksiyonel Yaşam Editör Ekibi, sağlık ve yaşam alanında uzman görüşleri, bilimsel kaynaklar ve güncel araştırmalar ışığında içerikler üretir. Amacımız; fonksiyonel beslenme, hareket, zihin sağlığı, mindfulness ve bütünsel iyilik konularında güvenilir, anlaşılır ve ilham verici bilgiler sunmaktır. Okurlarımıza yalnızca teorik değil, aynı zamanda günlük yaşamda uygulanabilir pratik çözümler sunarak daha sağlıklı, dengeli ve bilinçli bir yaşam yolculuğuna eşlik etmeyi hedefliyoruz. The Functional Life Editorial Team provides reliable and inspiring content on health, nutrition, mindfulness, and holistic well-being. Our mission is to offer practical and science-based insights that support a balanced and conscious lifestyle.