Her Fikir Saygıyı Hak Eder mi?
Fonksiyonel yaşam, yalnızca bedeni ve duyguları değil, düşünceyi de kapsar.
Ne düşündüğümüz kadar, nasıl düşündüğümüz de önemlidir.
Saim Volkan Işık’ın kaleme aldığı bu yazı, sıkça tekrarlanan ama nadiren sorgulanan bir cümleyi masaya yatırıyor: “Her fikre saygı duymalı mıyız?”
“Fikirlere değil, insanlara saygı duyulur.”
Günümüzde neredeyse ahlaki bir dogma haline gelen bir cümle var: “Her fikre saygı duymalıyız.”
Bu ifade o kadar sık tekrar ediliyor ki, artık sorgulanması bile saygısızlıkla eş tutuluyor. Oysa bu söylem, hem mantıksal hem ahlaki hem de entelektüel açıdan ciddi sorunlar barındırıyor.
Bir fikre saygı duymak, onun içeriğine onay vermek ya da en azından meşruiyetini tanımak anlamına gelir. Oysa bazı fikirler; insan onurunu, yaşam hakkını, eşitliği ya da gerçekliği hiçe sayabilir. Irkçılık ya da cinsiyetçilik gibi düşünceler, yalnızca “birinin fikri” olduğu için saygı mı görmelidir?
Cevap net: Hayır.
Çünkü fikirler değerlendirilebilir, eleştirilebilir, hatta çürütülebilir. Saygı duyulması gereken şey, fikirlerin özgürce ifade edilebilme hakkıdır; her fikrin kutsanması değil.
İnsana duyulan saygı ise farklı bir düzlemdedir. İnsan, özü itibariyle bir değerdir. Yanlış düşünebilir, hatalı çıkarımlarda bulunabilir, hatta yanlışa ısrarla tutunabilir; buna rağmen insan onuru sorgulanamaz. Bu yüzden insan, değerlendirmenin nesnesi değilken; fikirler tam anlamıyla bir değer yargısının konusudur.
Toplumda sıklıkla karıştırılan bir başka mesele de fikir ile bilgi arasındaki farktır.
Fikir, bireysel düşünme süreçlerinin ürünüdür; sezgiye, deneyime ya da kişisel inanca dayanabilir ve bu nedenle sübjektif olabilir. Bilgi ise araştırma, gözlem, deney ve mantıksal çıkarımların sonucudur. Tekrar edilebilirlik ve nesnellik temel şarttır.

Örneğin “Dünya düz olabilir” demek bir fikirdir. Ancak bu fikir, bilimsel bilgilerle defalarca çürütülmüştür. Bu noktada söz konusu olan yalnızca yanlış bir düşünce değil; aynı zamanda yanıltıcı ve potansiyel olarak zararlı bir iddiadır. Böyle bir fikre saygı göstermek değil, eleştirel biçimde karşı durmak gerekir.
“Her fikre saygı duyulmalı” anlayışı, zamanla eleştirilemezlik duvarı örer. Bu duvar, fanatizmi, kutuplaşmayı ve entelektüel tembelliği besler. Oysa gelişen toplumlar; fikirlerin tartışılabildiği, sorgulanabildiği ve gerektiğinde sert biçimde eleştirilebildiği toplumlardır.
Fikirlere dokunulmazlık atfetmek, yanlış olanı düzeltmenin önünde bir engeldir. Tarih açıkça göstermiştir ki, insanlığın ilerlemesi; fikirlerin sorgulanması, dönüştürülmesi ve bazen tamamen terk edilmesiyle mümkün olmuştur.
Saygı ise her şeye otomatik olarak verilmez. Saygı, bilinçli bir tercihtir.
Eğer bir fikir; bilgiye, insana ya da doğaya zarar veriyorsa, yalnızca eleştirilmeyi değil, kimi zaman açıkça reddedilmeyi de hak eder.
Bu durum, fikrin sahibine hakaret etmek ya da onu küçümsemek anlamına gelmez. Aksine, insanı fikirlerinin ötesinde bir değer olarak görebilmek; gerçek saygının temelidir.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir:
Saygı kutsal değil, bilinçli bir seçimdir.
Fikirler önemlidir; ama her fikir değerli değildir. Bilgi ile düşünceyi, fikir ile inancı ayırt etmek; özgürlükle sorumsuzluğu karıştırmamak gerekir. Çünkü fikirler yalnızca düşünce ürünleri değil, aynı zamanda eylemlerin tohumlarıdır.
Ve bazı tohumlar, yalnızca çorak zihinlerde yeşerir.
Bu yüzden “Her fikre saygı duyulmalı” sözü, düşünce özgürlüğünün değil; düşünce tembelliğinin sloganıdır. Saygı, fikirlere değil; insan onuruna yönelmelidir.
Yazar: Saim Volkan Işık
Yazılarını ve düşünce dünyasını sosyal medyada da takip edebilirsiniz:
FONKSİYONELYASAM.COM YORUMU
Fonksiyonel Yaşam’da daha önce ele aldığımız Apofeni veya Baader-Meinhof fenomeni gibi bilişsel yanlılıklar da fikirlerin neden “dokunulmaz” sanıldığını anlamamıza yardımcı olabilir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI ↓





