Eksikliğin Ateşi – Saim Volkan Işık
İnsan, çoğu zaman ne istediğini bildiğini sanır. Oysa Lacan’a göre mesele, istediğimiz şeyin
kendisi değildir. Onu istememize sebep olan eksikliktir. İçimizdeki bu bitmeyen boşluk,
arzunun kaynağıdır. Ve bu eksiklik, ne kadar şey elde edersek edelim asla kapanmaz.
Bir nesneye sahip olduğumuz an, onu artık istememeye başlarız. Çünkü arzu, tatminle değil,
daima ertelenişle beslenir. Bu yüzden arzu edilen şey hiçbir zaman gerçekte o şey değildir;
onun bizde uyandırdığı hayal, yani fantezidir. Fantezi, arzunun yakıtıdır. Mutluluk, sahip
olduğumuz şeylerde değil, onların hayalini kurduğumuz anlarda saklıdır.
Belki de bu yüzden “avlanmak öldürmekten daha zevklidir.” denir. Av, arzunun sürmesini
sağlar; öldürme eylemi ise arzuyu sona erdirir. İnsan, çoğu kez gelecekteki mutluluğunun
hayalini kurarken gerçekten mutludur.
Ne var ki Lacan’ın bize verdiği en sert ders şudur: İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi
asla mutlu etmez. Çünkü istek, doyumla söner. Arzunun sonu, boşluğun başlangıcıdır.
Gerçek anlamda yaşamak, idealler ve fikirler uğruna yaşamaktır. Hayatın değerini, ne kadar
şeye sahip olduğumuz değil, başkalarıyla paylaştığımız samimiyet, şefkat ve özveri anları
belirler. Çünkü sonunda kendi hayatımıza anlam katmanın tek yolu, diğer insanların yaşamına
değer katmaktır.
Eksiklik, kaçınılmazdır. Ama tam da bu eksiklik sayesinde insan arayan, düşleyen, üreten bir
varlıktır. Arzunun bitmezliği, hayatın trajedisidir; fakat aynı zamanda onun yaratıcı gücüdür.
O halde ne dilediğinize dikkat edin. Ona sahip olacağınız için değil; ona sahip olduğunuzda
artık onu istemeyeceğiniz için. Gerçek özgürlük, arzunun peşinde koşmakta değil, arzunun
ötesinde bir anlam kurmaktadır.






