Dr. Şahin Ünal | Fonlsiyonel Yaşam Platformu - İşin Uzmanı Söyleşisi - 2026

Siz Benim Neden Boyadığımı Nereden Bileceksiniz…

Dr. Şahin Ünal ile Hekimlikten Sanata, Edebiyattan FENTİV’e Uzanan Bir Yaşam

Hekim. Sağlık yöneticisi. Roman yazarı. Resim yapan bir Fenerbahçeli. Bir vakfın kurucusu. Bazen insanı tek bir unvanla anlatmak mümkün değildir. Dr. Şahin Ünal ile hekimliği, sanatı, üretmeyi, Bodrum’u, iyi yaşamı ve Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı’nın (FENTİV) ardındaki toplumsal fayda fikrini konuştuk.

Bir insanı tanımaya çoğu zaman aynı soruyla başlarız:

“Ne iş yapıyorsunuz?”

Çoğumuz için makul bir sorudur. Ama bazı insanların hayatında cevabı yetmez.

Dr. Şahin Ünal bir hekim.

Aslında bu cümlenin sonuna nokta koyabiliriz. Çünkü onun anlatımıyla hekimlik, insanın yalnızca yaptığı işlerden biri değil; “kimyasına karışan”, ömür boyunca taşınan bir kimlik.

Fakat Şahin Ünal’ın hikâyesine o noktayı koyduğumuz anda geride çok fazla şey kalıyor.

Sağlık kurumlarında geçen yıllar ve yöneticilik… Romanlar, tiyatro oyunları ve senaryo çalışmaları… Tuval, boya ve 12 kişisel sergi… İstanbul’dan Bodrum’a taşınan bir hayat… Çocukluk yıllarından bugüne uzanan Fenerbahçe tutkusu… Ve o aidiyetin zamanla sosyal sorumluluğa dönüşerek Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı’na (FENTİV) uzanması.

Bugün dokuz basılı romanı bulunan Ünal, yazmayı en büyük tutkusu olarak tanımlıyor. Ama kendisine “yazar” demekte bile temkinli. “Amatör” sözcüğünü yetersizlik anlamında değil, kökenindeki “sevmek” anlamıyla kullanıyor ve belki bütün üretim anlayışını tek cümlede özetliyor:

“Keşke hepimiz amatör olsak.”

Resimle ilişkisi ise daha başka.

12 kişisel sergi açmış olmasına rağmen, “Henüz kendi resmimi boyamadım” diyebiliyor. 2027 için planladığı Veda – Son Yolculuk sergisinden sonra realist dönemini kapatıp kendi resim dilini aramaya hazırlanıyor.

Tam da burada, Şahin Ünal’ın hikâyesini bizim için özellikle ilginç kılan başka bir şey ortaya çıkıyor.

İnsan tek bir kimlikten mi oluşur?

Mesleğimiz, üretimlerimiz, tutkularımız, aidiyetlerimiz ve başkalarının hayatında bırakmaya çalıştığımız iz birbirinden bağımsız parçalar mıdır? Yoksa iyi yaşamak dediğimiz şey biraz da bütün bunlara hayatımızda yer açabilmek midir?

Şahin Ünal’ın dünyasında hekimlik insanla, resim ifadeyle, edebiyat hikâyeyle, Fenerbahçe aidiyetle, FENTİV ise bütün bunların ötesinde toplumsal faydayla buluşuyor.

Ve bütün bu farklı yolların arasında tekrar eden oldukça basit bir kişisel ölçüsü var:

“Ne yaparsam yapayım iyisini yapmalıyım.”

Beyaz önlüğün içindeki insanı; yöneticiyi, yazanı, boyayanı, Fenerbahçeliyi, Bodrum’da yaşayanı, öğrenmeye devam edeni ve bildiklerini toplumsal faydaya dönüştürmeye çalışan taraflarını da tanımak istedik.

Çünkü karşımızdaki hikâye bize tek bir soruyu düşündürdü:

Bir ömre kaç hayat sığar?

Fonksiyonel Yaşam’ın İşin Uzmanı bölümünde bu kez Dr. Şahin Ünal’a sorduk.


Yazmak ya da boyamak, bir çığlık gibi

FY: Resim hayatınızda çok uzun zamandır var. Üstelik onu yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil, güçlü bir ifade biçimi olarak tarif ediyorsunuz. Bir hekim ne zaman tuvale yönelir? Resim sizin için ifade etmek mi, düşünmek mi, yoksa bazen susmanın başka bir biçimi mi?

Dr. Şahin Ünal:
Düşünmenin ifade şekli bazen susmak olabilir. Ancak ben sekiz yaşından beri susmamayı tercih ettim. Yazmak ya da boyamak çığlık atmak gibi.

Gerçekten benim neden boyadığımı kimse bilmez. Bunun bir nedeni olabilir; ancak bu cümlemin arkasında yatan gerçek, resme başlama sebebimdir.

Bir seçim yapmak zorunda kalırsanız bazen yön tabelanızı da kendiniz boyarsınız.

Sözcüklerin yetmediğini hiç düşünmedim. Resim elbette bir ifade şeklidir. 12 kişisel sergim oldu ama henüz kendimi ifade etmedim.


“Hiç çıkaramadığınız bir önlüğünüz vardır”

FY: Tıp fakültesinden mezuniyetinizin ardından acil servis hekimliğinden aile ve kurum hekimliğine, hastane yöneticiliğinden işyeri hekimliğine uzanan oldukça farklı alanlarda çalıştınız. Bugünden geriye baktığınızda, hekimlik sizin için hâlâ yalnızca bir meslek mi; yoksa zaman içinde dünyaya bakma biçiminize dönüşen bir kimlik mi?

Dr. Şahin Ünal:
Dünyanın en eski mesleklerinden birine sahip olmanın, salt bir meslek sahibi olmakla örtüşmesini bekleyemeyiz. Hekimlik insanın kimyasına karışan bir kimliktir. Onunla yaşar ve onunla ömrünüzü tamamlarsınız.

Siz bir uçak yolculuğunda, “Yolcularımız arasında bir mimar var mı?” anonsunu hiç duydunuz mu?

Hekimlik, meslek kavramının çok ötesindedir.

Hiç çıkaramadığınız bir önlüğünüz vardır.


“Resim ve yazmak benim renklerim”

FY: Hekimlik insanın bedeniyle, yazarlık zihniyle, resim ise başka bir ifade alanıyla temas ediyor. Siz bu üç alanın birbirini beslediğini düşünüyor musunuz? Doktor Şahin Ünal, yazar Şahin Ünal ve resim yapan Şahin Ünal birbirinden gerçekten ayrılabiliyor mu?

Dr. Şahin Ünal:
Öncelikle bir hekim olarak beden, zihin ve ruh hâlinin bütünlüğünden yana olduğumu söylemek isterim. Hekimlik gibi, hiçbir mesleğin bölünebileceğini düşünmüyorum.

Bedenen, ruhen ve aklınızın her kıvrımının katılımıyla icra edilen tüm mesleklerden belki bir farkı var: İşinize sürekli empati katmak zorunda kalıyorsunuz. Ya da ben öyle yapıyorum. Bir hastanız için en iyisini istiyorsanız, kısa süreliğine de olsa onun yerine geçmelisiniz.

Bir hekim olduğumu söyleyebilirim; ancak boyamak ve yazmak profesyonelleşmiş birer hobim. “Ben ressamım” ya da “Ben yazarım” demek, bu işlerin eğitimini almış ve ömürlerini adamış insanlara haksızlık olur.

Bütünlüğüm bakidir. Resim ve yazmak benim renklerim. Yaptığım her işte ayrı bir ruh hâline bürünmüyorum.

Sadece kendime sürekli fısıldadığım bir cümle vardır, sizinle paylaşayım:

“Ne yaparsam yapayım iyisini yapmalıyım.”

Dr. Şahin Ünal | Fonlsiyonel Yaşam Platformu - İşin Uzmanı Söyleşisi - 2026

“Çalışma disiplini ve insan ilişkileri”

FY: Sağlık kurumlarında hekim olmanın yanı sıra uzun yıllardır yönetici olarak da görev aldınız. Bir sağlık kuruluşunu yönetirken insanı yalnızca “hasta”, çalışanı yalnızca “personel” olarak görmemek sizce yönetim anlayışını nasıl değiştiriyor? İyi bir sağlık yöneticisini iyi bir işletme yöneticisinden ayıran nedir?

Dr. Şahin Ünal:
Yıllardır hizmet sektöründe çalışıyorum. Bunun bir kısmı kamu kurumlarında, bir kısmı özel sektörde geçti. Bu kurumlarda çalışmaya başladığım ilk yıllarda ben de çalışandım; yöneticiler üzerinde gözlemlerim oldu. Kamu ve özel sektör yöneticileri arasında çok ortak nokta olsa da birbirlerinden belirgin sınırlarla ayrıldıkları alanlar var.

Mesleğe başladığım ilk yıl, özel bir hastanenin acil servisinde haftanın belirli günleri çalışıyordum. Üç ay içinde o hastanenin acil servis sorumlusu, altıncı ayda ise hastanenin genel direktörü oluverdim. Bunlar benim taleplerim değildi.

Çalışma disiplini ve insan ilişkileri, bir yöneticinin sahip olması gereken en önemli iki unsurdur.

Günümüzde ne yazık ki liyakat kavramı kalmadığı için iyi yöneticilere rastlamak çok mümkün değil. Esprili olsun diye söylüyorum ama piyasa “1956 model yöneticilerle” dolu: sert, agresif, sevgisiz, tüm hayatı mali hedeflere ulaşmak olan yöneticiler… Başarılı olma şansları yok.

Özellikle hizmet sektöründe insanı sevmek zorundasınız. Çalışan verimliliğini artırmanın en iyi yolu onlarla iletişim kurmaktır. Ancak kurumlarda rekabet de artık yanlış anlaşılıyor. Hak etmediği hâlde yöneticiliğe getirilen ve gerçek yöneticilerle aynı koşullara sahip olanlar, hizmet sektöründe eninde sonunda kayboluyorlar.

Oysa modern yönetim dediğimiz yatay düzlemde yönetim tarzı, başarının anahtarı. Sağlık yöneticiliği başlı başına bir işletme yöneticiliğidir. Hizmeti alan ile hizmeti sunanları ortak noktada buluşturabilen yöneticiler günümüzde çok azaldı.


“Bodrum benim sığınağım oldu”

FY: Bugün Bodrum’da yaşıyor ve mesleki yaşamınızı da burada sürdürüyorsunuz. Oysa uzun yıllar İstanbul’da oldukça aktif, farklı alanlara yayılan bir yaşamınız vardı. Dışarıdan bakıldığında İstanbul’dan Bodrum’a uzanan bu değişim, yalnızca bir adres değişikliğinden çok hayatın ritmini de değiştirebilecek bir geçiş gibi görünüyor.

Üstelik büyük şehirde yaşayan pek çok insanın zihninde benzer bir hayal var: “Bir gün sahile yerleşirim, biraz yavaşlarım, kendime daha fazla alan açarım…”

Sizin Bodrum’a gelişinizde de böyle bir arayış var mıydı? İstanbul’dan ayrılınca gerçekten yavaşlayabildiniz mi; yoksa insan temposunu da beraberinde mi götürüyor? Ve dışarıdan bakıldığında Bodrum’un size iyi geldiği hissediliyor; siz içeriden baktığınızda Bodrum size neyi azalttı, neyi çoğalttı?

Dr. Şahin Ünal:
İstanbul benim yüreğim. Evim.

Yedi yıl önce evim küçük bir hasar aldı. O dönemde çalıştığım kurumdan aldığım teklif sonucu kendimi Bodrum’da buldum. Bodrum benim sığınağım oldu.

Bu, benim planlayıp tasarladığım bir durum değildi. Oldukça da zor bir karardı. Bir gün Ege’de bir sahil kasabasına yerleşme hayalini henüz kurmamıştım.

İstanbul’da yoğun bir tempom vardı. Günde yaklaşık üç saat araç kullanıyordum. O dönemde sekiz yaşında olan oğluma zaman ayırıyor, resim yapıyor ve yazıyordum. Bir yerel televizyonda sağlık programı yapıyordum.

İstanbul’da yaşadığım son on yılda 10 kişisel resim sergisi açmış, sekiz roman ve 11 tiyatro oyunu yazmıştım. Yedi yıldır Bodrum’da yaşıyorum. Bu sürede iki kişisel resim sergisi açtım; bir roman ve bir tiyatro oyunu yazdım.

Siz karar verebildiniz mi? Sizce yavaşlamış mıyım, yoksa tempomu da beraberimde getirmiş miyim?

Elbette siz yavaşladığımı düşüneceksiniz ama Bodrum’da yaşayanlar çok tempolu yaşadığımı düşünüyor.

Bodrum bana çok güzel insanlar tanıma fırsatı verdi. Evet, belki beni biraz yavaşlattı ama İstanbul’u özlememe engel olamadı.


“Keşke hepimiz amatör olsak”

FY: Bugün dokuz basılı romanınızın yanı sıra çok sayıda tiyatro oyunu, sinema ve dizi senaryosu çalışmanız var. Bütün bu hikâyeler ve karakterler nereden çıkıyor? Hekimlik yıllarında karşılaştığınız insanları ve hayatları gözlemlemek yazarlığınızı nasıl etkiledi?

Dr. Şahin Ünal:
Bugün itibarıyla basılı dokuz romanım var. Çok sayıda oyun ve senaryo tasarımım var. Yaşanan tecrübeler, okunan hikâyeler ve mesleki bilgiler birleşince ortaya çıkan kurgular keyifli oluyor.

Yazmak en büyük tutkum.

Yazarlık mesleğine saygım büyük. Ben bir amatörüm. Bunu söylediğimde insanlar mütevazı olduğumu düşünüyor. Aslında söylemek istediğim iş bilmezlik ya da çıraklık değil.

“Amatör” kelimesinin kökenindeki “sevmek” anlamını önemsiyorum. İşinizi ya da her ne yapıyorsanız onu severek yapmanız, yaptığınız işi değerli kılar.

Keşke hepimiz amatör olsak.


“Yazdıklarımı boyamak”

FY: Yazarken mi daha özgürsünüz, resim yaparken mi? Birinde kelimeleri, diğerinde renkleri seçiyorsunuz. Söylemek isteyip yazamadığınız şeyi boyadığınız; boyayamadığınız şeyi yazdığınız olur mu?

Dr. Şahin Ünal:
Özgürlük… Ne kadar derin bir kelime.

Hiçbirimiz özgür değiliz. Sınırlarımız var. Etrafımıza örülen duvarlar var.

Yazmak ile boyamak arasında bir özgürlük değerlendirmesi yapmak kolay değil. Birinin yerini diğerinin tutması da söz konusu değil.

Yeni bir projem de var. Bu ikisini birleştirmek istiyorum:

“Yazdıklarımı boyamak.”

İşte o zaman, sınırlı da olsa özgürlüğün tadını çıkaracağıma inanıyorum.


“Henüz kendi resmimi boyamadım”

FY: Yıllar içerisinde çok sayıda kişisel resim sergisi açtınız. Bir eserin ne zaman “bittiğine” nasıl karar veriyorsunuz? Daha da merak ettiğimiz şu: Bir tabloyu bitirmek mi daha zor, bir romanın son cümlesini koymak mı?

Dr. Şahin Ünal:
Bir resmin bittiğine karar vermem zor olmuyor. 12 sergim oldu ama henüz kendi özgün sergimi açmadım.

Henüz kendi resmimi boyamadım.

Nasıl diyeceksiniz?

Her sergimde bir konsept belirledim ve sabit bir tekniğe bağlı kalmadım. Ruh hâlime göre boyadım. Bu resimleri sonlandırmak zor değil. Oysa aklımda olan ve boyamak istediğim tabloları henüz boyamadım.

Bununla ilgili de bir planım var. 2027 yılında “Veda – Son Yolculuk” adlı bir sergi açmayı planlıyorum. Bu sergi realist tarzımı sonlandıracak. Sonrasında, bir Miró hayranı olarak kendi tarzımı yaratacağım resimler boyamak niyetindeyim.

Yazma konusunda ise roman kurgusunu yazmaya başlamadan bitirdiğim için sonu bellidir. Eskiz sistemi kullanıyorum. Bir A4 kâğıdının ortasına olayı, etrafına kahramanlarını yazıp gelişim örgüsünü kısa notlar hâlinde yanlarına ekliyorum.

Yani bir sayfa A4’e baktığımızda tüm romanı görebiliyoruz.

O yüzden sonu baştan bellidir ama okuyucu bunu ancak son sayfada anlayabilir.


“Hayata değer katan iki olgu: Bilgi ve iyilik”

FY: Fonksiyonel Yaşam’da “iyi yaşam” kavramını kusursuz yaşamak üzerinden değil, insanın kendisine iyi gelen hayatı kurabilmesi üzerinden ele alıyoruz. Bir hekim olarak değil, Şahin Ünal olarak size iyi gelen şeyler neler? Günlük hayatınızda vazgeçmek istemediğiniz küçük ritüelleriniz var mı?

Dr. Şahin Ünal:
Hayatımda her gün bana iyi gelen durumlar elbette var. Özellikle yeni bir bilgiye ulaşmak, öğrenmek. Diğeri, iyi bir insanla tanışmak.

Hayata değer katan iki olgunun bilgi ve iyilik olduğuna inanıyorum.

Bu yüzden okumaktan ve iletişim kurmaktan vazgeçemem.


“Fırçayı elime aldığım an”

FY: Peki sizi gerçekten dinlendiren nedir? Resim yapmak, yazmak, müzik, deniz, yalnız kalmak, dostlarla geçirilen zaman… Zihniniz çok dolduğunda kendinizi yeniden dengeye getirmek için ne yaparsınız?

Dr. Şahin Ünal:
Bütün sıkıntılardan ve yorgunluktan beni arındıran en önemli an, tuvalin karşısına geçip fırçayı elime aldığım an oluyor.

Hem bedenen hem de zihnen dinlendiğim o anlar, özellikle yalnız olduğum günün ilerleyen saatleri. Uykuda geçirdiğim zaman diliminden daha verimli bir dinlenme periyodu yaşıyorum.

Bu konuda en sık karşılaştığım soru hep aynı oluyor:

“Bu kadar işi ne zaman yapıyorsun?”

Bunun cevabı da başlı başına bir hikâye.

17 yaşında, yabancı olduğum bir şehirde tek başıma yaşarken dönemin ekonomik şartları nedeniyle zamanı ekonomik kullanmam gerekiyordu. O dönemde aldığım bir kararla günde beş saat uyumayı alışkanlık hâline getirdim. 36 yıl boyunca günde beş saat uyudum.

Şöyle düşünün: Eğer günde sekiz saat uyusaydım, 36 yılın 12 yılı uykuda geçmiş olacaktı. Ancak beş saat uyuduğum için 36 yılın yaklaşık 7 yılı uykuda geçti.

Yani benim hesabımla fazladan yaşanmış yaklaşık beş yıl söz konusu. Bir de bu beş yılı 7/24 uyanık olarak düşünün.

Bu hesapla bakınca, 1000’e yakın tablonun ve sayfalarca yazının ne zaman ortaya çıktığı konusunda bir fikir oluşabilir.


“Bazen anlattıklarımıza kendimiz de uymayız”

FY: Sağlık konusunda yıllarca başkalarına önerilerde bulunan bir hekim olmak, insanın kendi yaşamında da disiplinli olduğu anlamına geliyor mu? Beslenme, hareket, uyku ve stres yönetimi konusunda kendi hayatınızda gerçekten uygulayabildiğiniz; bir de “biliyorum ama her zaman yapamıyorum” dediğiniz şeyler neler?

Dr. Şahin Ünal:
“Hekimleri dinleyin; söylediklerini yapın, yaptıklarını yapmayın” diyerek aramızda şakalaşırız.

Hastalarımıza ya da danışanlarımıza doğruları anlatırız. Bazen anlattıklarımıza kendimiz de uymayız.

Benim bildiğim hâlde her zaman yapamadığım tek konu stresle baş edebilmek.

Sanırım yıllarca bunun eğitimini vermiş olsam da bazı zamanlarda uygulama konusunda eksiklerim oluyor.


“Fenerbahçe’nin bende uyandırdığı ilk duygu: Erdemli olmak”

FY: Bir de Fenerbahçe var. Üstelik sizin için sıradan bir taraftarlık ilişkisinden söz etmek pek mümkün görünmüyor. Fenerbahçe sizin hayatınızda neyi temsil ediyor? Bir spor kulübüne duyulan aidiyet nasıl oluyor da yıllar sonra sosyal fayda üreten bir yapının kuruluşuna kadar uzanıyor?

Dr. Şahin Ünal:
Özellikle çocukluk döneminde başlayan bir futbol sevdam vardı. 12 yaşında lisanslı futbolcu oldum ve 14 yıl boyunca çeşitli kulüplerde futbol oynadım.

Çocukluğumun geçtiği semt ve dönemin futbolcuları beni Fenerbahçe’ye gönül veren birine dönüştürdü.

Fenerbahçe’nin sadece bir spor kulübü olmadığını, bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütü olduğunu biliyorum.

Fenerbahçe’nin bende uyandırdığı ilk duygu, “erdemli” olmak.

Bunun sonucunda da çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir vakfın vakfedeni olmak, yaşadığım en büyük gururlardan biri.


FENTİV: Aidiyetten Toplumsal Faydaya

“Futbol fanatizmini bir sosyal sorumluluk projesine çevirdik”

FY: Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı’nın kurucususunuz. Fenerbahçelilik ile tıp insanlarını aynı yapı içerisinde buluşturma fikri ilk nasıl ortaya çıktı? “Bunu artık kurmalıyız” dediğiniz bir an veya ihtiyaç var mıydı?

Dr. Şahin Ünal:
Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı’nın hikâyesi çok özeldir. Bir sosyal medya platformunda kurulmuş grubun içerisinde doğdu.

“Doktor Babalar” adlı grupta sohbetler biraz maskülen olduğu için konuşulan iki konu vardı: siyaset ve spor. Tabii ki anlaşmazlıklar oldu ve Fenerbahçeli Doktorlar Birliği adı altında bir platform oluşturduk.

Yaklaşık 120 doktorun yer aldığı bu grubun ilk faaliyeti, kış aylarında Anadolu’da yaşayan ihtiyaç sahibi çocuklara bot, mont, bere, atkı, eldiven gibi kışlık malzemeler sağlamak oldu.

Futbol fanatizmini bir sosyal sorumluluk projesine çevirdik.

Hatta bu konuda diğer kulüp taraftarlarıyla yarışmak istedik ancak rakip bulamadık.

İki yılın sonunda büyüyen grubumuzla önce dernek kurma fikri gelişti. Yapılan projelerin kayıt altına alınması ve yasal süreçler içerisinde bir vakıf kurmanın daha verimli olacağını düşündük.

Gençlik yıllarımdan beri aklımda olan bir vakfın kurucusu olma şansına eriştim.

Aramıza eczacı, psikolog, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının da katılımıyla adımızı Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı olarak belirledik. Kısaca FENTİV adı altında bir vakıf kurduk.

Dönemin Kulüp Başkanı Sayın Ali Koç’un onursal başkanı olduğu vakfımız, Cumhuriyetimizin 100. yılında, 21 Aralık 2023 tarihinde resmen kuruldu. Aramıza iş insanları ve diğer meslek sahiplerinin de katılımıyla kısa sürede üye sayımız 600’lere ulaştı.

Üç yıl boyunca Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde, özellikle köy okullarında ana sınıfları, robotik kodlama sınıfları, zekâ oyunları sınıfları, sanat atölyeleri, kütüphaneler ve laboratuvarlar kurduk. Yine öncelikle kadınlara ve çocuklara kıyafet desteği verip ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımında bulunduk.

Faaliyetlerimize devam ediyoruz. ➝ Bknz: Fenerbahçeli Tıp İnsanları Vakfı FENTİV

Dr. Şahin Ünal | Fonlsiyonel Yaşam Platformu - İşin Uzmanı Söyleşisi - 2026 - FENTİV
FENTİV Açılış Töreni

“Eğitimde eşitlik”

FY: FENTİV’in çalışmalarında yalnızca sağlık değil; eğitim, çocuklar, kütüphaneler, zekâ oyunları ve sanat gibi alanlar da karşımıza çıkıyor. Bir tıp insanları vakfının etki alanını bu kadar geniş düşünmesinin arkasında nasıl bir yaklaşım var?

Dr. Şahin Ünal:
Yola çıkışımızda önceliğimiz “Çocuklar Üşümesin” ilkesiydi.

Ardından eğitimde eşitlik ilkesini Vakıf Senedimizde ilk sıraya aldık.

Gidebildiğimiz kadar köye, okula, çocuğa ulaşmaya devam edeceğiz.


“O çocukların mutluluk fotoğraflarını görmek…”

FY: FENTİV’in Anadolu’da gerçekleştirdiği projeler arasında sizi kişisel olarak en fazla etkileyen, sonrasında da aklınızda kalan bir an veya karşılaşma oldu mu? Bir projenin gerçekten bir insanın hayatına dokunduğunu hangi anda hissediyorsunuz?

Dr. Şahin Ünal:
Siverek Bayırözü Köyü Okulu Müdürü Mehmet Ali Bey bize ulaştığında heyecanlandık. Köyün ilk okul binası oldukça atıl durumdaydı ve yıkılmak üzereydi.

Müdürümüz, köyde yaşayan çocukların çoğunun evlerinde ders çalışma ortamı bulunmadığını belirtti. Bunun üzerine bu eski binayı yenileyip modern bir kütüphane hâline getirdik.

İlk yılın sonunda, köyde yaşayan kız çocuklarından ikisinin üniversite sınavını kazanmasıyla o köyde bir ilk yaşandı. Ardından bu yıl da üç kızımız üniversiteyi kazandı. Bu öğrencilerimize ayrıca destek bursu sağlıyoruz.

O çocukların mutluluk fotoğraflarını görmek, sesli mesajlarını dinlemek hepimizin içinde tarifi mümkün olmayan duygulara sebep oldu.

Dr. Şahin Ünal | Fonlsiyonel Yaşam Platformu - İşin Uzmanı Söyleşisi - 2026

“Erdemli olmak ve sanatla iç içe yaşamak”

FY: Kendiniz de resimle ilgileniyorsunuz; FENTİV’in çocukların sanatla buluşmasına yönelik çalışmaları da bulunuyor. Bu nedenle özellikle merak ediyoruz: Sanat bir çocuğun hayatında neyi değiştirebilir? Akademik başarıdan bağımsız olarak sanatla temas etmenin çocuk gelişimindeki yerini nasıl görüyorsunuz?

Dr. Şahin Ünal:
Gittiğimiz her okulda çocuklara verdiğimiz mesaj hep aynı: Erdemli olmak ve mutlaka sanatla iç içe olmanın değerini anlamak.

Gelişim sürecinde çocukların yaratıcı yanlarını ortaya çıkarmak, onların hem akademik açıdan gelişimleri hem de yeteneklerini keşfetmeleri açısından çok önemli.

Sanatla uğraşan insanların kötü düşüncelerden arındığı ve toplumdaki iyi insanların arttığına inanıyorum. O yüzden onları özendirmek ve kendilerini keşfetmelerini sağlamak için elimizden gelen desteği vermeye devam ediyoruz.

Tadilatını yapıp düzenlediğimiz her sınıfta benim boyadığım bir Atatürk posteri asılı.

Vakıf olarak keskin çizgilerimizden birincisi Atatürk, ikincisi Fenerbahçe.


“Her bölgede bir Hayal Akademisi”

FY: FENTİV için bundan sonraki hayaliniz nedir? Bugün imkân, bütçe veya coğrafi sınır düşünmeden tek bir proje gerçekleştirebilseydiniz, nasıl bir iz bırakmak isterdiniz?

Dr. Şahin Ünal:
İlerleyen dönemde vakfımız adına bir iktisadi işletme kurmayı planlıyoruz. Bağışlar dışında geliri olmayan vakfımızın, kendi gelirini de yaratabilecek bir yapıya kavuşması hayalimiz var.

Tek bir proje imkânımız olsaydı üzülürdük. Tek projeyle istediğimiz sayıda çocuğa ulaşmamız mümkün olmazdı.

Ama şunu çok isterdim:

Anadolu’nun her köyünde yeterli donanıma sahip modern bir okul olması.

Her bölgede de birer Hayal Akademisi açmak… Çocukların hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir akademi olmasını isterim.


“Bugün hâlâ bu amaçla boyamaya devam ediyorum”

FY: Söyleşiye “Siz benim neden boyadığımı nereden bileceksiniz…” cümlenizle başladık. Hekimliği, yöneticiliği, kitapları, resimleri, Fenerbahçe’yi ve FENTİV’i konuştuktan sonra aynı yere dönelim:

Bugün Dr. Şahin Ünal neden boyuyor?

Dr. Şahin Ünal:
Şimdiye kadar boyamamın ana sebebi, tablolardan gelen gelirlerle ihtiyaç sahibi üniversite öğrencilerine eğitim bursu vermekti.

Bugün hâlâ bu amaca yönelik boyamaya devam ediyorum.

Vakıf iktisadi işletmesinin kuruluşu sonrasında amacım, artık kendim için boyamak olacak.

Türkiye’de sanata katkı sağlamak ve çocukları sanata yönlendirmek amacıyla yapacağım bu çalışma, kendim için atacağım en önemli adım olacak.

Dr. Şahin Ünal
Instagram: @dr.sahinunal
Web: drsahinunal.com | Fentiv Vakfı: fentiv.org.tr




Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgiler yalnızca eğitim, bilgilendirme farkındalık amaçlıdır. Tanı ve tedavi yerine geçmez. Sağlık durumunuzla ilgili kararlar almadan önce mutlaka doktorunuza veya yetkin bir sağlık profesyoneline danışın.
Fonksiyonel Yaşam Editör Ekibi, sağlık ve yaşam alanında uzman görüşleri, bilimsel kaynaklar ve güncel araştırmalar ışığında içerikler üretir. Amacımız; fonksiyonel beslenme, hareket, zihin sağlığı, mindfulness ve bütünsel iyilik konularında güvenilir, anlaşılır ve ilham verici bilgiler sunmaktır. Okurlarımıza yalnızca teorik değil, aynı zamanda günlük yaşamda uygulanabilir pratik çözümler sunarak daha sağlıklı, dengeli ve bilinçli bir yaşam yolculuğuna eşlik etmeyi hedefliyoruz. The Functional Life Editorial Team provides reliable and inspiring content on health, nutrition, mindfulness, and holistic well-being. Our mission is to offer practical and science-based insights that support a balanced and conscious lifestyle.

Yazıya Katılın

Düşüncenizi, deneyiminizi veya bu yazının sizde bıraktığı soruyu paylaşabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yorumlar yayınlanmadan önce editoryal incelemeden geçirilir.